Tarihçe

ALAŞEHİR ADININ KAYNAĞI

         İlk çağlardan beri bir yerleşim merkezi olarak görülen ilçeye, kuruluşundan bugüne kadar; Philedelphia, Neocaesarin, Alaşehir adları verilmiştir. Philedalphia adı; şehrin kurucusu olan Bergama Kralı I. Attalos Philedelphos’un “kardeş severlik” olarak tanımlanan, Philedelphos adından gelir. Şehir uzun süre bu adı taşımış, M.S. 17 yılında meydana gelen depremlerde tahrip olunca, Roma İmparatoru Tiberius, Philedelphia ya yardımlarını esirgememiştir. Philedelphia halkı da şükran borcu olarak imparator adına tapınak inşa ettirmiş, bununla da kalmayarak şehri “Sezar’ın yeni kasabası” anlamına gelen Neocaesaria adını vermişlerdir. Bu ad şehrin ilk adı ile birlikte, şehir Türklerin eline geçinceye kadar kullanılmıştır.

         Şehir Türklerin eline geçtikten sonra; Alaşar, Alâşar, Alâşehir, Alaşehir adlarıyla anılmaya başlanmıştır. Bir söylentiye göre; kasabadaki evlerin rengârenk olması sebebiyle bu ad verilmiştir. Zaten şehri ziyaret eden gezginler, Alaşehir’i; damları kiremit örtülü, kireçle badana edilmiş kerpiç veya ahşap evleri, 20 Camii’nin yeşillikler arasından yükselen beyaz minareleri ile sevimli ve güzel bir belde olarak tarif ederler. Bir söylentiye göre ise; şehrin etrafını çevreleyen surlarda kullanılan taşların siyah ve beyaz renkte olması, dolayısıyla surların ala bir görünüme sahip olması üzerine şehre bu ad verilmiştir. Bir başka söylentiye göre de; burayı Osmanlı topraklarına katan Yıldırım Bayezid tarafından “güzel şehir” anlamına gelen Alâşar adı verildiği ileri sürülmektedir.

         Şehrin Türklerin eline geçmesinden önce de Türkçe adla tanınmakta olduğuna dair kaynaklar vardır. Tarihçi İbn-i Bîbî’nin Philadelphia adını kullanmadan Ala-şahr adını vermesi, bu güzel beldenin 13. Yüzyılın başından beri bu isimle anıldığını gösterir. Belki 1071’den sonra Anadolu içlerine giren türk akıncıları bu güzel beldeye Türkçe isim vermişlerdir.

PHİLADELPHİA’NIN (ALAŞEHİR) KURULUŞU

         Bugünkü Salihli, Alaşehir, Sarıgöl, Sarayköy yolu ilkçağ da çok büyük öneme sahipti. M.Ö. 481’de İran imparatorunun ordusu ile başlayarak birçok ordu ve kral bu yolu kullanmıştır. M.Ö. 334’de İskender bu bölgeyi ele geçirmiştir. İskender’in ölümünden sonra, M.Ö. 281’de diğer Anadolu şehirleri gibi bu bölgede İskender’in komutanlarından Seleakos’un yönetimine girmiştir.

         Seleakos’dan sonra Anadolu’da ayaklanmalar baş göstermiş, III. Antiakhos bu ayaklanmaları bastırarak, kesin bir şekilde Anadolu’ya hâkim olmaya çalışmıştır. M.Ö. 213’de Antiakhos, Anibal’in Yardımıyla bu bölgeyi ele geçirmiştir. M.Ö. 190’da III. Antiakhos’un Konsül Licius Sicipio’nun Yönettiği Roma ordusu ile Manisa, Akhisar ile Gediz nehri arasında yaptığı savaşta yenilip, Sardes’e kaçması üzerine Romalılar bu bölgeyi müttefikleri olan Bergama Kralı II. Attalos’a verdiler.

         Bergama Kralı I. Attalos Philedelphos, Sardes ve Klanuddax üzerinden Ahmonia’ya; Tripolis ve Meand’dan Hieropolis’e kadar devam eden yolun sonundaki bölgede yeni bir yerleşme yeri kurmuştur. (M.Ö.150-138) Kurulan bu yeni kente, kurucusuna izafeten Philadelphia adı verilmiştir. I. Attalos buraya Makedonyalı Kogamastal göçmenlerini yerleştirmiştir. M.S. 17’de refah ve bolluk içerisinde olan şehir, bir deprem felaketine uğramış, büyük hasar görmüştür. Fakat Roma imparatoru Tiberius şehri yeniden inşa ettirmiştir.(M.S. 18-35).

BERGAMA KRALLIĞI DÖNEMİNDE ALAŞEHİR

         Şehrin stratejik bir bölgede kurulmuş olması sık sık istilalara uğramasına sebep olmuş, bu nedenle şehrin etrafı surlarla çevrilmiştir. Anadolu’da Pers istilaları arttıkça Bergama Krallığı da tehdit edilmeye başlanmıştır. Romalılar Bergama krallığı ile yardım amacıyla yakın ilişkilere girmişler ve etkilerini yavaş yavaş hissettirmişlerdir. Bergama kralı III. Attalos’un vasiyeti üzerine Bergama Krallığı Roma idaresine geçmiştir. Böylece Philedelphia da Roma topraklarına katılmıştır. (M.S. 32)

ROMA İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE ALAŞEHİR

         Bergama krallığı dönemindeki önemini Romalılar döneminde de koruyan Philadelphia, Romalıların Anadolu’daki en önemli merkezi olmuştur. Romalılar döneminde daha da gelişen Philadelphia M.S. 40 yıllarında Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Bu tarih den itibaren dini açıdan da önem kazanmaya başlamıştır. Hıristiyanlığın teşkilatlanıp, yayılmaya çalışmalarının sürdürüldüğü ilk yedi kentten biri olarak ün yapmıştır. Philadelphia adı günümüzde özellikle bu bakımdan hatırlanır.

         Hıristiyanlık bu şehirde diğer şehirlerden daha sağlam kökler salmıştır. İncil’e ek bir metinde; Hogios Johannes (Saint Jean) tarafından ilk yedi kiliseye gönderildiği bildiren mektupların anlatıldığı “Joannes ‘in açıklamaları” veya “Apoklypsis” adlı metinde adı geçen, dünyanın ilk yedi kilisesinden biri olan Sen Jean (Hagios Joannes) kilisesi bu dönemde inşa edilmiştir.

         Bu devirle ilgili bilgilerimiz, kaynakların yetersiz olması nedeni ile kısıtlıdır. Fakat Roma İmparatorluğunun Küçük Asya’daki diğer kentlerinin ilk iki yüzyıldaki gelişmesine ayak uydurmuştur.

         Serius döneminde (3.yy.) bu bölgede bir takım iç savaş ve istilalarla huzur bozulmuştur. Roma imparatoru Thedos, ölürken imparatorluk topraklarını ikiye ayırarak oğulları arasında paylaştırmış, Doğu Roma İmparatorluğu “Bizans İmparatorluğu” diye adlandırılmıştır. Bu bölünmeden sonra Philadelphia, Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde yer almıştır.

BİZANS İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE ALAŞEHİR

         Philadelphia, Bizans’ın da önemli bir askeri üssü olmuş ve bu yüzden birçok saldırıya maruz kalmıştır. Fakat şehri çevreleyen sağlam surlar savunmada önemli bir etken olmuştur. Şehri dört tarafından saran bu kalın ve sağlam surlar, Bizans Rum İmparatoru tarafından inşa ettirilmiştir. Üzerinde ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığını bildiren bir kitabe veya yazı bulunmamaktadır.

         5. yüzyılda Philadelphia, Frigya’ya yakınlığı yüzünden zıt dini görüşün hâkim olduğu merkez görünümündeydi. 431 Efes konseyi, zıt inanıştakilerin haklarını korumuş, Philadelphia’daki montanistler için çeşitli imkânlar sağlanmıştır. Bir takım ana reformlar sonrası 6. Yüzyılda hükümetin yönetimi altındaki 21 kentten biri olmuştur. Bu dönem, Bizans tarihine aksettiğinin aksine öyle zengin bir devrim olmamış, özellikle vergi yükü yüzünden Lidya bölgesinde mülk sahiplerinin sorunları artmıştır.

      Bizans İmparatorluğu döneminde de eski öneminden bir şey kaybetmeyen Philadelphia, 7. Yüzyıldan 10. Yüzyıl ortalarına kadar devam eden İslam Gazalarında birkaç kez araç akıncılarının saldırısına uğramış, fakat fethedilememiştir. 11. yüzyılın ikinci yarısında Türkmenlerin Anadolu ya girmeleri esnasında, Anadolu Fatih’i Süleyman Şah, taht kavgalarının başladığı Bizans’ın Durumundan faydalanmış ve Nikeforus Melisenis’e yardım edince, aradaki anlaşmaya dayanarak 1081 yılında İznik, Edincik, İzmir ve Philadelphia’yı yönetimi altına almıştır. Süleyman Şah’ın 1085 yılında ölümü üzerine tekrar Bizans’ın eline geçen şehir, 1093’te I. Kılıç Arslan tarafından Selçuklu Türk yönetimine sokulmuştur.

SELÇUKLULAR DÖNEMİNDE ALAŞEHİR

         Türklerin Anadolu’da ilerleyişleri Bizansla birlikte Avrupa’yı da telaşlandırmıştır. Koyu bir dini taassubun hüküm sürdüğü Avrupa’da Türklere karşı büyük haçlı orduları oluşturulmuştu. 1095 yılında Papa I. Urba’nın teşvikiyle hazırlanan I. Haçlı Seferi sırasında Philadelphia tekrar Bizanslılara geçmiştir(1109). Bu ve sonraki haçlı seferlerinde Philadelphia önemli bir askeri üs olarak Bizanslılar tarafından kullanılmıştır.

         Bundan sonra Anadolu birçok kanlı çarpışmalara sahne olmuştur. 1146’da Alman İmparatoru Konrad’ın kumandasındaki haçlı ordusu Tarsus geçitlerinde, Fransa kralı 7. Lui kumandasındaki haçlı ordusu da İçel dağlarında mağlup edilmiştir. 1156 yılında Selçuklu tahtına geçen ‘. İzzeddin Kılıç Arslan, Anadolu Türklerini iradesi altına alarak birlik ve beraberliği sağlamayı başarmıştır. Bu durumdan hoşlanmayan Bizans İmparatoru Manuel Kommenos, 1156’da Kuvvetleriyle Philadelphia’dan geçerek Türkler üzerine yürüdü. Çürüksu vadisinde yapılan çarpışmada yenilerek geri çekilmeye mecbur kalmıştır. 1176’da Manuel tekrar Philadelphia’dan geçerek Denizli ve Honaz üzerine yürümüş, gene mağlup olmuştur. 1189’da Frederik Barüoras komutasındaki haçlı ordusu Anadolu’ya gelerek Philadelphia’ya kadar ilerlemiş, fakat Türk kuvvetleri tarafından imha edilmiştir. 1192 Ağustosunda 2. Kılıç Arslan’ın ölümü üzerine, on bir oğlu arasında taht kavgaları başlamış ve taht kavgalarının sonunda Selçuklu tahtını Rukneddin Süleyman ele geçirmiştir.

         Kardeşi Rukneddin Süleyman’dan korkarak Konya’dan kaçıp, İstanbul’a sığınan Gıyaseddin Keyhusrev, Bizans tarafından çok iyi karşılanmış, Bizans’ın ileri gelenlerinden Mufruzum’un kızıyla evlendirilmiştir.

         1023 yılında, Bizans Frenkler’in eline geçtiği zaman, Bizans İmparatoru Aleksios ve kumandanı Anadolu’ya kaçmak zorunda kalmıştır. Bu durum Anadolu’da küçük Rum beyliklerinin kurulmasına sebep olmuştur. Bizans imparatorunun damadı olan Thedor Laskaris İznik, Philadelphia ve çevresini; Gıyaseddin Keyhusrev’in kayınpederi Mefruzum da menderes havalisi ile Denizli ve Honaz tarafında ele geçirmişler, buralarda hüküm sürmeye başlamışlardır.

         Selçuklu Sultanı Rukneddin Süleyman’ın ölümü üzerine yerine geçen, oğlu 3. İzzeddin Kılıç Arslan’ın İdarede tutunamayışı, idarede bozgunluğun başlamasına yol açması sebebiyle Gıyaseddin Keyhusrev Selçuklu tahtına geçmek üzere İstanbul’dan çağrılmıştır. Gıyaseddin Keyhusrev, oğulları İzzeddin Keykavus ve Alaaddin Keykubat’ı yanına alarak Konya’ya geldi. 1027 yılında Selçuk tahtına oturdu. Çok dirayetli bir hükümdar olan Gıyaseddin Keyhusrev, kısa zamanda Antalya, Maraş ve çevresini ele geçirerek topraklarını genişletti.

         Bu sırada Philadelphia ve İznik havalisinde hüküm süren Thedor Laskaris, imparatorluk davasında bulunmaya başlamış, Latinlerle anlaşıp Lidya’yı ele geçirerek imparatorluğunu ilan etmiştir. Bunun üzerine Bizans İmparatoru Alaksi Kommenos Gıyaseddin Keyhusrev’den yardım istemiştir. Bu istek üzerine, Gıyaseddin Keyhusrev topladığı ordusuyla Philadelphia’da bulunan Laskaris’in üzerine yürümüştür. (1211) Laskaris’in ordusu ile Selçuklu ordularının giriştiği çetin savaşta kahramanca savaşan Gıyaseddin Keyhusrev, bir Bizans askerinin hançerlemesi sonunda şehit edilmiştir. Sultanın ölümü üzerine orduda karışıklık çıkmış, Bizanslılar bu karışıklıktan faydalanarak aleyhlerine olan bu durumu lehlerine çevirmişlerdir. Çetin ve kamlı savaşa sahne olan Philadelphia böylelikle Selçuklu ordusu tarafından fethedilememiştir.

         Gıyaseddin Keyhusrev’in yerine, Selçuklu tahtına oğlu İzzeddin Keykavus geçti. Meydana gelen isyanları bastırarak Selçuklu devletinin ün ve şanını tekrar her tarafa yaymaya başladı. Bundan endişelenen Laskaris, esiri bulunan, Gıyaseddin Keyhusrev’in kumandanı Ayba’yı zindandan çıkararak, İzzeddin Keykavus’la aralarını düzeltmek için Konya’ya göndermiştir. Ayba’nın aracılığı ile barış sağlanmıştır. Laskaris, daha sonra da Gıyaseddin Keyhusrev’in naşını Konya’ya göndermiştir. Selçuklu sultanlarının Anadolu’nun Güney ve Doğu bölgelerinde savaşmaları yüzünden, Bizans la yapılan anlaşma nedeniyle bu bölgede 60 yıl kadar süren bir barış dönemi yaşanmıştır.

         Anadolu’da Moğol istilasının başlaması ve Anadolu Selçuklu saltanatının yıkılması üzerine, Türkmen beyleri bağımsızlıklarını ilan etmişler ve Anadolu Bağımsız beyliklerin hâkim olduğu bir bölge olmuştur.

BEYLİKLER DÖNEMİNDE ALAŞEHİR

         Malazgirt meydan savaşından sonra Anadolu’ya gelen Türkmen Boylarının bir kısmı, Bizans ve Kilikya sınırlarına yerleştirilmişlerdir. Bu Türkmen boyları Selçuk devletinin batı ve Kilikya sınırlarının bekçiliğini yapan, yarı bağımsız uç beylikleri durumundaydılar. Moğolların Selçuk devletini ortadan kaldırması üzerine istiklallerini yavaş yavaş ilan etmeye başladılar. Moğolların nezareti altında ismen sultanlık yapmışlardır. Bilahere bağımsız sultanlık kurmayı başararak Rum beldelerini zapt etmeye başlamışlardır. Bizans İmparatorluğu Türkmen boylarının bu hareketini önleyememiştir.

         Philadelphia, 14. Yüzyılın başlarında önce Germiyanoğulları’nın, daha sonrada Aydınoğulları’nın eline geçmiştir.

         Germiyanoğulları Beyliği’nin beyi Yakup Bey, sürekli Batıya açılmaya çalışmış, Rum beldelerinin kuşatmıştır. Batıya doğru yürüyerek Menderes nehri kıyılarındaki şehirleri almıştır. Rum beldelerine devamlı taarruzda bulunan Yakup Bey, 1305 yılında Menderes nehri kıyısındaki Tripolis’i zaptederek Philadelphia’ya yürümüş ve kuşatmıştır. Türklerin kuşatmasını önleyemeyeceğini anlayan Bizans İmparatoru Andronik Katalonlardan yardım istemiştir.

         Katalon kuvvetlerinin üzerine geldiğini gören Yakup Bey, kuşatmayı hafifletmiş, kuşatma için bir miktar asker bırakarak ordunun büyük bir kısmı ile Katalonlar üzerine yürümüştür. Ancak, Philadelphia önüne geri çekilmiştir. 1305 yılında Philadelphia’yı zaptedemeyen Yakup Bey, Aydınoğulları Beyliğinin beyi Muhaberezeddin Umur beyle birleşerek Philadelphia’yı tekrar kuşatmış ve burayı vergiye bağlamıştır.(1314)

         Germiyanoğulları beyliğinin bir kolu olarak, onun komutanlarından Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından kurulan, Aydınoğulları beyliği de bu bölgede etkili olmuş ve 1336 yılında Philadelphia Umur Bey tarafından kuşatılmıştır.

         Umur Bey, Alaşehir’den taşınabilir kıymetli malları alarak merkezi olan Birgi’ye dönmüş, şehri Pes Paşa’ya teslim etmiştir. Bir kaynakta ise 1336 yılında Umur Bey’in kuşatma veya fetih den vazgeçmesi şartıyla Bizanslılardan Sakız adasını aldığını ve Bizanslılar la anlaşarak Foça, Arnavutluk seferlerinde Bizans İmparatoru Andronik’e yardımda bulunulduğundan bahsedilmektedir.

         Alaşehir, görüldüğü gibi zaman zaman istila ve hücumlara maruz kalmış, etrafını çeviren surları ve savunmaya elverişli konumu ile kendini koruyabilmiştir. Zaman zaman Türklerin eline geçen ve Türkler tarafından idare edilen Alaşehir, bu dönemde de Bizans tan tamamen alınıp koparılamamıştır.

ALAŞEHİR’İN OSMANLI İDARESİNE GEÇİŞİ

         Selçuklu devletinin yıkılmasından sonra Anadolu’da on yedi beylik ortaya çıkmıştır. 13. yüzyılın ortalarında İzmir, Manisa, Balıkesir, Bursa, İznik, İstanbul ve Trak­ya havalisi Bizanslılar; geri kalan Anadolu toprakları da Türklerin elinde bulunmaktaydı. Bizanslılara ait şehirler “tekfur” adı verilen beyliklerle idare edilmekteydi. Ala­şehir tekfuru, Laskaris ilinin merkezi olan Manisa’ya bağ­lıydı.

         1220 yılından beri Moğol istilası yeni Türk boyları­nı (Harzemliler) Anadolu’ya sürmüştü. Moğollar tarafın­dan tazyik edilen Türkler Bizans’ı sıkıştırıyorlar ve Bizans şehirlerini yağmalıyorlardı. Türk işgal sahası içerisinde Bursa, İznik, Alaşehir ve İzmir gibi birkaç yerleşim mer­kezi Bizans şehirleri olarak kalmıştı.

         Osmanlı devleti Selçukluların uç beyliklerindendi. Aşiretiyle Anadolu’ya gelen Ertuğrul Bey; Selçuk Sulta­nı Alâaddin Keykubat tarafından Ankara yakınlarındaki Karacadağ havalisine yerleştirilmişlerdi. Ertuğrul Bey, Bizans’tan Sultanönü mıntıkasını ve Söğüt kasabasını almayı başararak, Söğüt’ ü kendisine merkez yapmıştı. Ertuğrul beyin ölümünden sonra aşiretin başına geçen Osman be­yin adına izafeten, bu aşirete OSMANLI adı verilmiş (1281), bilahere Osmanlı devleti adını almıştır.

         Osman Bey topraklarını genişleterek Karacahisar’ ı, Bursa İnegöl’ünü, Bilecik ve Yenihisar’ı zaptedip hâkimiyeti altına almıştır. Anadolu şehirlerindeki tekfurların kötü ve adaletsiz idarelerine karşılık, Osmanlı idaresi al­tına aldığı şehirlerde emniyetsizliği, keyfi vergileri kaldı­rıyor, herkese can ve mal güvenliği sağlıyordu.

         Osman beyin ölümü sıralarında oğlu Orhan Bey Bursa’yı Bizans’tan aldı (1326). Orhan Bey, Bizans’tan Aydos, İzmit, Hereke kalelerini, Gemlik, İznik, Kartal ka­sabalarını almayı başararak Marmara kıyılarını ele geçir­miş oldu. Balıkesir’i de idaresi altına alan Orhan Bey, Bi­zans’ı gittikçe sıkıştırıyordu. Oğlu Süleyman paşa, Ça­nakkale Boğazı’ndan geçerek Gelibolu yarımadasına yer­leşti. 1359’da Süleyman Paşa’nın ve Orhan beyin ölümü üzerine, Orhan beyin küçük oğlu Murat bey tahta geçti. Murat bey de Sırp, Ulah ve Macarlarla yaptığı savaşlarda galip gelerek Trakya’yı idaresi altına aldı. Osmanlı devleti, Murat bey zamanında topraklarını iyice genişletti.

         Murat bey, oğlu Bayezıd’a Germiyan beyinin kızını almış ve böylece Kütahya ve bazı Germiyan şehirleri de Osmanlı topraklarına katılmıştır. Büyük bir hâkimiyet el­de eden Osmanlı devleti karşısında Bizans çok küçülmüş ve Osmanlı devletinin elinde bir oyuncak haline gelmiştir. 1339 yılında hükümdar olan Bayezıd, Karaman, Ay­dın Saruhan, Menteşe ve Germiyan beylerini yenerek bunlara ait yerleri de Osmanlı mülküne katmıştır. Bizans’ın Osmanlı Devleti karşısında bir kukla haline gelmiş ol­masından, her şey hükümdarın sözlerine bağlanmış ve Bizans imparatoru verilen direktifler altında hareket etme­ye başlamıştır.

         Bizans imparatorunun oğlu Andronikos, Yıldırım Bayezıd’a başvurarak; babası Yuvanavis Paleologos’u tahttan indirmesini ve yerine kendisini geçirmesi halin­de otuz bin altın vergi vereceğini vaat etmiştir. Yıldırım Bayezıd bu isteği yerine getirerek Andronikos’u Bizans tahtına geçirmiştir. Fakat tahttan indirdiği Yuvanavis Paleologos tekrar tahta çıkarılmasını Yıldırım Bayezıd’dan istemiş ve otuz bin altın vergiden başka, on bin as­ker de Osmanlı hizmetine vereceğini vaat etmiştir. Bunun üzerine Yıldırım Bayezıd Yuvanavis’i tekrar Bizans tah­tına geçirmiştir.

         Bizans İmparatorluğu’nun sevk ve idaresini eline geçirmiş bulunan Yıldırım Bayezıd, Osmanlı toprakları arasında sıkışmış bulunan ve teslim olmak istemeyen Alaşehir’i zaptetmeye karar vermiştir. Teslim olması için yapılan tekliflere Alaşehir tekfurunun kale kuman­danının mağrurane cevaplar vermesi üzerine Yıldırım Bayezıd, ilk hücumu Bizans’tan aldığı askerlere yaptırarak Alaşehir’i kuşattı. Kale kumandanının direnişi uzun sür­medi, kısa süre sonra şehir fethedildi (20 Aralık 1389).

         Yıldırım Bayezıd, kuruluşundan beri Philedelphia ismini taşıyan ve Bizans’ın merkez şehirleri arasında yer alan, çeşitli hücumlara ve çeşitli savaşlara sahne olan şeh­rin bu adını kaldırarak ALAŞEHİR ismini vermiştir. Fethi müteakip Alaşehir’de cami, mektep, hamam ve birçok hayrat yaptırmış, kendi adını taşıyan bir zaviye kur­muştur. Şehrin civarında bulunan Türk aşiretlerinden birçoğu Alaşehir’e yerleşmiş, şehrin yerli halkını oluştur­muştur.

Ahmedî’ nin yazdığı bir şiirde Yıldırım Bayezıd’ın yaptığı fütuhat şöyle anlatılmaktadır:

Rumdan Sivas Togat aldı ol

Cânik olub Samsun’a geldi ol

Çünkü oldu feth dani ana

Döndü kari mülkünden yana

Ne Alâşar kodu ne Saruhan

Ne Aydın ne Menteşe ne Germiyan

Tâ behaddi Antaliya şehru diyar

Gamusunu fethetti ol şehriyar

Kastamonu’yu dahi feth oldu âna

Böyle olur işi çün ona

Çün Karaman illerine geldi ol

Konya Lârende dahi aldı ol

         Türkeli-İran, Hint ve Suriye’yi zapteden Timur, memleketleri Yıldırım Bayezıd tarafından ellerinden alı­nan Anadolu Türk beylerinin yanına sığınmasıyla Yıldırım Bayezıd üzerine yürüdü. 20 Temmuz 1402’de Ankara ya­kınında yapılan çetin savaşta Osmanlı ordusu mağlup ol­du. Yıldırım Bayezıd esir düştü.

TİMUR’UN ALAŞEHİR’İ İŞGALİ

         20 Temmuz 1402 Ankara savaşında Yıldırım Bayezıd’ı mağlup eden Timur, Anadolu’yu istila etmeye baş­ladı. Alaşehir’i tahrip etmeden işgal etti. Evvelce Yıldırım Bayezıd’dan kaçarak kendisine sığınan Anadolu beyle­rini tekrar hükümetlerinin başına geçirdi, Anadolu’yu terk ederek ülkesine döndü.

ALAŞEHİR’İN TEKRAR OSMANLI İDARESİNE GEÇİŞİ

         1392 yılında Yıldırım Bayezıd tarafından Aydın ili­ne vali olarak tayin edilen Cüneyd, Timur hadisesinden sonra bağımsız hâkimiyet elde etmek için çalışmış ve İz­mir’i kendisine merkez yaparak bağımsızlığını ilan etmiş­tir. Böylece Alaşehir’de Cüneyd’in idaresine geçmiş ve 22 yıl Cüneyd’in idaresinde kalmıştır.

         Timur hadisesinden sonra ayaklanarak hüküm sür­mekte olan beylikleri yavaş yavaş ortadan kaldırarak, Anadolu’da birliği tekrar sağlayan Osmanlı devleti hâkimiyeti ele almıştır. Osmanlı Hükümdarı Mehmed Çelebi’nin yerine geçen oğlu II. Murad; Halil ve Hamza beyler komutasındaki bir orduyu Cüneyd’in üzerine göndermiş ve Akhisar ovasında yapılan savaşta Cüneyd mağlup edi­lerek idam edilmiştir. Böylece Cüneyd’in idaresi altında bulunan şehirler ve bunların arasında yer alan Alaşehir de tekrar Osmanlı idaresine geçmiştir (1425).

OSMANLILAR DÖNEMİNDE ALAŞEHİR

         Osmanlı Devleti ilk zamanlarda bir takım küçük sancaklara ayrılmıştı. Askeri ve mülki idaresi büyük yetkilerle donatılmış BEYLERBEYİ adı verilen iki valiye verilmiştir. Bu valilerden biri Rumeli’de, diğeri Anadolu’daydı. Anadolu Beylerbeyi’nin merkezi önce Ankara iken, Fatih Sultan Mehmet tarafından çıkarılan bir kanunla, 1461 yılında Kütahya şehrine nakledilmiştir. Aydın, Saruhan (Manisa), Hüdavendigâr (Bursa), Kastamonu, Menteşe, Muğla, Bolu, Ankara, Çankırı, Afyon, Antalya, Isparta, Sultanönü ve Balıkesir sancakları Kütahya eyaletine bağlıydı. 1520’de Kanuni Sultan Süleyman, memleketi otuz eyalete böldü. Alaşehir bu teşkilatlanmada; Aydın sancağına bağlı bir ilçeydi. 1811’de Aydın eyalet merkezi oldu. Uzun yıllar Aydın sancağınca idare olunan Alaşehir, 1922 yılında Manisa’nın ilçesi olmuştur.

         Kuruluşundan beri önemli bir yer işgal eden Alaşehir, sanayi bakımından da büyük değer taşıyordu. Dokumacılık, dericilik, ileri derecede gelişmiş olmakla beraber, Boyahaneleri ile de tanınmıştır. Yetmiş kadar boyahane vardı. Alaşehir’in kırmızı renkte imal ettiği kumaşları, beyaz renkteki sarık tülbentleri her tarafta aranırdı. Alaşehir’in kızıl efladisi, hem sancak bezi, hem de kaftanlık kumaş olarak kullanılırdı. Alaşehir ipekçilikte de çok ileri gitmişti. İpek üretiminin büyük bir kısmı İstanbul ve Avrupa pazarlarına ihraç ediliyordu.

         1671 yılında Alaşehir’i ziyaret eden Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Alaşehir’in o zaman 78 köyünün olduğunu ve merkezinin 24 mahalleden meydana geldiğini, mahallelerin sur içinde bulunduğunu belirtmektedir. 1893 tarihinde Alaşehir’in 16030 erkek, 14762 kadın olmak üzere nüfusu 30792 olup, bunun 2672’si gayri Müslim’di. Aynı yıl ilçe merkezinin nüfusu 9165 idi.

         Osmanlı yönetiminde aralıksız 531 yıl kalan Alaşehir, 24 Haziran 1920’de Yunan işgali ile bir süre işgal altında kalmıştır

ALAŞEHİR’DEKİ TÜRKMEN OYMAKLARI

         1071 Malazgirt meydan muharebesinin ardından, Anadolu Türklerin istilasına açılmıştır. Türkmen boyları, Malazgirt savaşından az sonra Sivas, Erzincan, Erzurum havalilerinde küçük küçük beylikler kurmuşlardır. Selçuk sultanları Alpaslan ve Melikşah zamanlarında Batı Anado­lu’ya gönderilen Türk komutanları, yanlarında Oğuz gö­çerleri olduğu halde Ege ve Marmara denizi kıyılarına kadar girmişlerdir. Anadolu Selçuklu devletinin yıkılma­sından sonra bağımsızlıklarını ilan ederek beylik kuran Germiyan, Saruhan, Aydın, Karasi, Menteşe gibi beylikler de Oğuz boyundan gelen Türk oymaklarındandır.

         Bugün Anadolu’daki yer adları genellikle bir Türk oymağının adını taşımaktadır. Alaşehir’deki köy adlarının hemen hepsi de bir Türk oymağının adını taşır.

OYMAK İSİMLERİNE GÖRE:

AVŞAR

         Bozokların Yıldız Han grubuna mensupturlar. Ana­dolu’nun birçok ilinde Avşar adını taşıyan köylerimiz bulunmaktadır. Alaşehir’in de bu adı taşıyan bir köyü olup, bu köy Avşar oymağı tarafından kurulmuştur. Bu oymak 1390 yılında Osmanlı topraklarına katılan Alaşe­hir’in yerli halkını meydana getirmek üzere, civardan şeh­re göç eden Türk oymaklarından biridir. Sarıgöl bucağının ilçe olmasıyla bu köy, Sarıgöl’e bağlanmıştır.

AKKEÇİLİ

         Oğuz bölüntülerinden bir oymaktır. Kütahya’ya bağlı olarak Uşak ve Alaşehir civarında ikamet etmişler­dir. Bugün Alaşehir’in Akkeçili adında bir köyü vardır.

BAHADIRLI

         Oğuz boylarından bir oymaktır. Manisa havalisinde ikamet etmişlerdir. Manisa Arkeoloji Müzesinde bulunan Mahkeme-i Şer’iye sicillerinde 1599 tarihli bir sicil bu Türk oymağını göstermektedir. Alaşehir’in Bahadırlı adında bir köyü vardır.

KARACALAR

         Oğuz boylarından bir oymaktır. Manisa havalisinde yaşamışlardır. Alaşehir’in Karaca Ali ve Karacalar adında iki köyü vardır.

KARA-KOZLUCA

         Bergama Yörükleri oymaklarından biridir. Manisa havalisinde bulunmuşlardır. Alaşehir’in Kozluca adında bir köyü vardır.

CABER

         Oğuz bölüntülerinden, Musacalu topluluğuna bağlı bir oymaktır. Musacalu Türkmeni ilk defa Amasya, Ço­rum, Divrik, Arapkir havalilerine yerleştirilmişlerdir. 1612 yılında Karaman beylerbeyine yazılan bir fermanla Vilayet-i Rum’a gönderilmeleri ve orada ikamet etmeleri emir olunmuştur. Musacalu aşireti daha sonra Fırat nehri ci­varına iskân edilmişlerse de orada da durmamışlar, gene göçebe olarak yaşamışlardır. 1718 tarihinde bunların is­kân yerlerinde durdurulmaları, uymazlarsa Kıbrıs’a gön­derilmeleri hakkında Anadolu valisi Abdullah paşaya bir ferman gönderilmiştir. Raka’ya iskân edilmiş olan Musa­calu aşiretinden Ca’ber adında bir oymak, iskândan kaça­rak Batı Anadolu’ya gelmiş, Alaşehir’in kuzeydoğusunda yerleşmişlerdir. Bugün Alaşehir’in Ca’ber Kamara, Ca’ber Burhan, Ca’ber Fakılı, Ca’ber Delimusalı adlarında dört köyü vardır. 1947/yılında Ca’ber Delimusalı köyünden ay­rılmak suretiyle Aydoğdu adında bir köy daha kurulmuş­tur.

ÇARUKLUĞ

         Bozoklardan Yıldız Han zümresine ait bir aşirettir. Alaşehir’in güneyinde ve Bozdağlar’ın eteklerinde, Ala­şehir’e bağlı Çarıkbozdağ ve Çarıkkaralar adlarında iki köy vardır.

KÖY İSİMLERİNE GÖRE:

HORZUM-HARZEM

         Alaşehir’in Horzumembelli, Horzumalayaka, Horzumkeserler ve Horzumsazdere adlarında dört köyü bu­lunmaktadır. Bu köylerin kurucularının büyük bir ihti­malle Harzemlilerden olduğu sanılmaktadır.

TOYGAR

         Alaşehir’in kuzeyindedir. Oğuzboylarından Ay Han zümresine mensup Toykar-larlı oymağı tarafından kurul­duğu sanılmaktadır

KURTULUŞ SAVAŞINDA ALAŞEHİR

GENEL DURUM

         Alaşehir’in Osmanlı topraklarına katılmasından sonra; Osmanlı idaresinden memnun olan Hıristiyanlar, kendilerince kutsal bir şehir olan Alaşehir’den göç etmek istememişler, Türk kültürünü ve yaşama şeklini kabul et­mişlerdir. Türk adlarını benimseyip alan, günlük konuş­malarının büyük bir kısmında Türkçeyi kullanan, Türk giyim, dil ve kültürünü tamamen benimseyen Rumlar; 1829 yıllarına kadar Türklerle çok samimi bir hava içe­risinde, huzurlu bir ortamda beraberce yaşamışlardır. 1829 yılına kadar devam eden bu kardeşlik havası, ba­ğımsız Yunan devletinin kurulmasından sonra yavaş yavaş bozulmaya başlamıştır.

         Yunanistan’da kurulan Etnik-i Eterya cemiyetinin bir şubesinin Alaşehir’de açılıp, faaliyete geçmesi ile bu­rada aşırı ve yıkıcı bir propagandaya girişilmiştir. Dış güçlerin entrikaları, Tanzimat Fermanı ve meşrutiyetle­rin azınlıklara verdiği haklar da Alaşehir’deki Rumları imtiyazlı duruma getirmiştir.

         Olaylar böyle devam ederken; I. Dünya Savaşının başlaması, Osmanlı devletinin İtilaf devletlerine karşı sa­vaşa katılması ve güçsüz, yorgun olarak savaştan yenik çıkması ile topraklan İtilaf devletleri tarafından paylaşıl­mıştır. 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgal etme­leri ile azgın ve kudurmuş yerli Rumların teşvik ve yardı­mıyla işgal katliama dönüşmüştü. Bütün bu olaylar karşısında Alaşehir’i kapkara matem bulutlan kapladı. Yuna­nın nerelere kadar ilerleyeceği bilinmiyordu. Alaşehirli genç ve ihtiyarlar; Hacı İskender’in kahvehanesinde, Yıl­dırım Bayezıd Camii dershanesinde ve bazı evlerde birleşiyorlar, dertleşiyorlar, bu felaketin nasıl önleneceğinin çarelerini konuşuyorlardı. Ancak herkeste bir harp bit­kinliği vardı.

İLK KUVA-İ MİLLİYE HAREKETLERİNİN BAŞLAMASI

         21 Mayıs 1919 tarihinde ilçe kaymakam Bezmi Nusret KAYGUSUZ’un; “Vatanı bir işin müzakeresi” için kaymakamlığa gelmeleri lüzumunu, ayrı ayrı tezkereler ile ilçenin ileri gelenlerine bildirmesi üzerine, ilçenin bü­tün ileri gelenleri kaymakamlık makam odasında toplan­mış, durumu görüşmüş, teslim olma veya savunma için mücadele etmek fikirleri müzakere edilmiş ve sonunda; YUNANI BUKET VE KONFETİ İLE DEĞİL, BIÇAK VE KURŞUN İLE KARŞILAMAYA karar verilmiştir. Bunu başarmak için Alaşehir halkının gücünün yetmeyeceği de dikkate alınarak, çevre illerin de milli mücadele­ye katılmalarını sağlamak için teşebbüse geçilmesi de kararlaştırılmıştır. 22 Mayıs 1919 tarihinde milli müca­dele için girişimlere başlayan ve bu konuda kaymakam­lıktan yardım talebinde bulunan Hüseyinpaşazade Mus­tafa bey, Alaşehir’de milli mücadeleyi başlatan kişi olmuş­tur. Daha sonra Galibbey (Alakant) ve Mütevellizade Akif bey, Alaşehir’de MÜDAFAA-İ HUKUK Cemiyetini kurmuşlar, bilahere Hacı Ali Yağaz, Hasan Hüseyin oğlu Mehmet, Hasağasızade Ömer, Kuşakçızade Raşit efendi­lerde onlara katılmışlardır. Cemiyetin ilk görevi gönüllü kaydına başlamak olmuştur. Bu hareketler dışarıdan küçük ve basit görünse bile, davayı bir bütün olarak kav­rayan, esaslı bir şekilde teşkilatlanmaya girişen, bunu her tarafa yaymak için çalışan ilk yer Alaşehir’dir.

         21 Mayıs 1919’da, İzmir’de bulunan 56. fırkanın dağınık kuvvetlerinin kumandasını almak ile görevlendi­rilmiş olup, 17. kolordu komutan vekilliğine tayin olu­nan miralay Bekir Sami bey, 23 Mayıs 1919’da Bandır­ma yoluyla Akhisar’a gelmiş, Akhisar’dan Salihli’ye, ora­dan da Alaşehir’e geçmiştir. Alaşehir’deki teşkilatçılarla görüşmeler yaparak milli hareketin çekinilmeden, canlı bir şekilde yapılması ve komşu ilçelere de sıçratılmasının sağlanmasını istemiş ve Çavuşlar köyüne stok ettir­miş olduğu 300 kadar silahı Alaşehir Milli Kuvvetleri’ne vermiştir.

         Alaşehir’de milli heyecan günden güne artmakta, komşu kasabalara sirayeti için çalışılmakta cepheye gö­nüllü kuvvet şevki hazırlıkları yapılmaktayken genel du­rumun nasıl bir gelişme gösterdiğini belgelerden öğrene­lim.

ALAŞEHİR’DE 17. KOLORDU KUMANDANLIĞINA

  1. Şimdiye kadar düşman karşısına çıkmamalığımızı intaç eden esbabı mânia, zatı kumandanilerinin emir zabiti Yüzbaşı Rasim bey vürud edince zâil oldu. Bugün tedarik edebildiğim kuvvetle (Kabaköy, Hacıilyas, Faka)  cephe olmak üzere Tire, Bayındır cihetlerini bir bölükle işgal etmiş olan düşmana karşı ileri karakolları tesis ede­ceğim. Yarından itibaren kuvvetim tezayüt ettikçe teşki­latımı ikmal, cephemi ileri süreceğim.
  2. İhtiyat zabitlerini silâhaltına davet ettim. Cem’an on beş neferdir.
  3. Bu gece suretleri melfuf telgraflar makamı vilayet ve İstanbul’daki itilaf mümessillerine çekildikten sonra İzmir’le aramızda olan telgraf tellerini keseceğim. Şimen­diferle de Yunan askerleri nakledildiğinden bunları da sabaha karşı bozacağım. Kuvvetimin günbegün tezayüt edeceği ve civar kazalarla tesis-i irtibat için tedabir-i lâzime ittihaz edildi. Mümkünse bize bir makineli tüfek bölü­ğünün gönderilmesi.
  4. Cenab-ı Hakkın inayeti ve Peygamber-i Zışan’ın ruhaniyetiyle saye-i kumandanilerinde Yunan kuvvetle­rini tedmir edebileceğimizi arz ve temin eylediğim maruz­dur.
  5. Zat-ı kumandanileriyle Kelâs tarafından irtibat tesis edeceğim.

Ödemiş Milli Kuvvetler Kumandanı

Tahir FETHİ

ALAŞEHİR: 3 l/Mayıs/1335 (1919)

KONYA’DA, YILDIRIM KIT’ALARI KUMANDANI MÜFETTİŞİ CEMAL PAŞA HAZRETLERİNE

ERZURUM DOKUZUNCU ORDU MÜFETTİŞİ MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİNE

         15Mayısta Yunanlılar İzmir’i suret-i vahşiyânede işgal ettikten sonra 16 Mayıs ilâ 31 Mayısa kadar Yunan kıt’aları dâhile doğru berveçhiâtı tevessü etmiştir.

  1. Ayvalık’a ihraç edilen düşman kuvveti, İngiliz mümessil zabitinin hilesine rağmen aldanmayan alay ku­mandanının teyakkuzu neticesinde oradaki alayımız, di­ğer kıt’alar gibi muharebi kaabiliyetini kaybetmiyerek 28/Mayıs/1335 (1919) sabahı, evvelce şehirde bulunan Salibi ahmerini takviye etmek maksadıyla taarruz eden Yunan kuvvetlerine karşı müdafaa da kalmış ve 28 Mayıs öğleden sonra Ayvalık’ı tahliye ederek Muradeli karyesine doğru kıta’mız çekilmiştir.
  2. 25 Mayıs 1335 günü Yunanlılar bir alayla vukuat­sız olarak Manisa’yı işgal etmişlerdir. Verilen kat’i emre rağmen vatansız bir mutasarrıfın düşman lehine propogandası, mevki kumandanının acz ve tereddütü, İngiliz ir­tibat zabitinin hilekâr müdahalesi neticesinde Manisa’da 48.000 silah, 8 kamalı top ve 80 kadar kamasız muhte­lif top ve milyonlarca cephane düşmana terk edilmiştir.

         Şu suretle bu mıntıkada düşman ayakları altında kalma­mak için tahassül eden heyecan-ı milli, silahsızlıktan dola­yı akamete mahkûm kalmış gibidir. Teşkilat-ı ahire muci­bince namus ve haysiyet ve vatanımızı muhafaza için eli­mizde bulunan silahları külliyetli bir surette bir mahalde cem ve ithal edilmesinin netayici elîmesi budur.

(3, 4, 5, 6, 7. Maddeler belirtilen olayın teferruatı­dır.)

       8. Rum ahalisi, metropolitleri ve Türk hükümet me­murları heyecan-ı milliyeyi söndürmek hususunda yekdiğeriyle müsabaka etmektedirler. Vatansızlar, endişe-i şahsiyeye kapılmış ahlâksızlar, Türk ilini Düşman istilasına hazırlıyorlar. Ahali, zabitan, hâsılı kalbi memleket için çarpan bütün efrad ne yapacaklarını bilemediklerinden, pek az düşman kuvvetleri önünde eğilmeğe ve bazı alçak­ların telkinatıyla “Yunanlıları Avrupa’ya karşı; Türk aha­lisi de bizi kurtarıcı sıfatıyla karşılamaktadır. (!…) deme­ğe muktedir bir vaziyete sokmakta oldukları maruzdur.

17. KOLORDU K. VEKİLİ

Bekir SAMİ

         15Mayıs 1919’da İzmir’i işgal eden Yunan kuvvet­lerinin içlere doğru ilerlemesi üzerine, Mustafa Kemal Paşa’nın (ATATÜRK) Samsun’dan gönderdiği direktiflere uyarak fiili harekete geçen İzmir’in doğu, kuzey ve güne­yinde olmak üzere üç askeri cephe oluşmuştu. 25 Mayıs 1919’da herhangi bir mukavemet görmeden Manisa’yı işgal eden Yunan kuvvetleri Ahmetli bucağına kadar sark­mışlardı. Manisa işgalinde 68. alayımızın 1. taburu ile 59. Topçu alayı karargâhı erkânı önce Turgutlu’ya çekil­mişler, oradan da Alaşehir’e gelmişlerdir.

         Yunan kuvvetleri ilerlerken, Alaşehir’de ilk müfre­zenin hazırlıkları tamamlanmış ve yedek subaylardan Şakir Ünalan, Zühtü Akıncı ile birlikte Salihli İaşe He­yeti Subayı Ali Dayı 68 gönüllü ile 1919 Haziran ayının ilk haftasında Alaşehir’den hareket etmişlerdir. Basmacıoğlu Hacı Mustafa, Beşikçioğlu Hacı Mustafa, tuhafi­yeci Ahmet Başak ve Şazoğlu Mehmet’ten kurulu iaşe heyeti de Alaşehir’den hareket ederek bir iki gün sonra Salihli’ye varmış, on – on beş gün sonra bu heyete Molla Mehmet Ali de katılmıştır. Çakallar köyüne yerleşmiş olan müfrezemize, Alaşehir’den gönderilen yedek subay Kâzım Musal da Salihli’de katılmıştır. İki gün Salihli’de kaldıktan sonra Ahmetliye gelmiş ve burasını tehlikeli görerek Dereköy’e yerleşmiştir.

         Ahmetli’ye kadar herhangi bir karşı koyma hare­ketiyle karşılaşmadan ilerleyen Yunan kuvvetleri, bu cep­hede milli kuvvetlerimizin mukavemeti ile karşılaşmışlar­dır. Ahmetli Dereköy mıntıkasına yerleşmiş olan müfreze ile Mersindere mevkiinde bulunan askeri birliğimiz Hazi­ran 1919 ortalarına doğru Yunan kuvvetlerinin taarruzu­na uğramış, kısa bir müsademeden sonra Alaşehir’den gi­den müfreze birliği Bozdağ istikametinde bulunan Çayırpınar taraflarına çekilmiştir. Yunan kuvvetlerinin bu taar­ruzunda 6 subayımız esir düşmüş ve bunlar Turgutlu’da idam edilmişlerdir.

         Bütün benlikleriyle milli mücadeleye atılan Alaşehirli lerin istiklâl mücadelesindeki hizmet ve çalışmaları takdirle karşılanmıştır.

18/Haziran/1335 (1919)

17. KOLORDU KUMANDANI BEKİR SAMİ BEYE

         Bugün 71 kişilik bir kuvveti (ihtiyat zabitler) yedek subaylar kumandasında Ahmetli’ye gönderdim.

Alaşehir Milli Kuvvetler Kumandanı

MUSTAFA

20/Haziran/1335 (1919)

ALAŞEHİR MİLLİ KUVVETLER KUMANDANI MUSTAFA BEYE

         Yaşamak için Türk milletinin atılmağa mecbur ol­duğu nıücadele-i milliyeye bütün iman ve azmiyle giren Alaşehir’in fedâkâr ve vatanperver ahalisine ve bunların pişvasi olan zat-ı âlilerine  arz-ı şükran ile mebât milli kuvvetlerin sür’atle hareket ettirilmesini rica ederim.

17. KOLORDU K.

BEKİR SAMİ KULA

20 Haziran 1335 (1919)

TAMİM (1)

  1. Gönüllü teşkilatını tamamlamak için 17. kolordu karargâhı 21 Haziran sabahı Kula’dan hareket edecek ve akşamı Salihli’de bulunacaktır.
  2. Piyade taburu: Tahir bey ve maiyeti 20 Haziran 1335 sabahı Kula ve Alaşehir’den hareket edecektir. Ta­hir bey 20 gecesi Salihli’ye varacaktır. Piyade taburu yol üzerinde olduğundan döküntü vermemek için yürüyebildi­ği kadar yürüyerek istediği mahalde konaklayabilir. Böy­le olursa piyade taburu, 21 Haziran 1335 (1919) öğleden önce Salihli’ye varacak ve şehir dışında ordugâha geçe­cektir. Alaşehir gönüllüleri de 20 Haziranda Salihli’ye varacaktır. Gerek bu gönüllüler arasında, gerekse askeri mükellefiyet çağındakilerden makineli tüfek ve buna ya­rar neferler varsa hemen piyade taburuna verilecektir. Kolordu karargâhında bulunan Yüzbaşı Seyit Ali, Yüz­başı Hasan Fehmi, Yüzbaşı Celal, Teğmen Halim ve atlı zabitler piyade taburu ile birlikte hareket edecektir.
  3. İşbu atlı zabitler Yüzbaşı Seyit Ali kumanda­sında olarak 20 Haziran akşamı Salihli’ye varacaklardır. Tahir Bey, bunlarla ve maiyetiyle birlikte acele Ahmet­li’yi işgal ederek, Ahmetli’nin garbındaki düşmanla temas edecektir. Düşmanın miktarı, cephesi, tahkimat ve sairesi hakkında mükemmel keşiflerde bulunacaktır. 21 Haziran öğleden itibaren Tahir Bey, Ahmetli mıntıka kumandanı olarak vazifeye başlayacak ve Alaşehir gönüllüleri de be­raber olacaktır. Piyade taburu da 21 Haziranda bir bölük ile bunları takviye edecektir.

On yedinci Kolordu Kumandan Vekili

BEKİR SAMİ

         Temmuz 1919’un ilk haftasında Alaşehir’de milli heyecan daha da canlanmıştır. Deliler (Yeşilyurt) köyün­den Hasan Kâhya, Ilgın köyden Kara Çavuş, Alaşehir’den Afşarlızade İbrahim; Rıza Çetin, İsmail Hakkı Ocakoğlu Raşit Musal, Ali Faiz, Turgut Ekinci adlı arkadaşları ve otuz kadar mevcutlarıyla cepheye gitmişlerdir. Türk ka­dını da istiklâl mücadelesinde üzerine düşen görevi tam manasıyla yapmış, cephe gerisinde Milli kuvvetlerin yi­yecek, içecek, giyecek temini ve cephelere malzeme nakli işlerinde büyük fedakarlıklarla çalışmıştır. Alaşehir’de milli teşkilatın genişlemesinde ve milli heyecanın daha canlılık kazanmasında büyük hizmetleri dokunan; Akşe­hir’in Doğanhisarlı bucağından “KONYALI HOCA” na­mıyla tanınan zat ile beline palasını takarak, milli kıya­fetiyle atına binip, son müfreze ile birlikte Salihli’ye giden Ruhiye hanımın gayretli çalışmaları takdirle karşılan­mıştır.

         Milli heyecan günden güne artmış ve Mustafa Bey kumandasında Salihli cephesi tesis edilmiş, Yunan kuvvet­lerine karşı koyan, yurdunu silahla savunan milli bir cep­he meydana getirilmiştir. Bintepeler ile Bozdağ arasında cephe tutan Milli kuvvetlerimiz; Bintepeler, Ahmetli, Sart, Çaypınar, Mersindere, Kömürcüsivrisi, Bozdağ mıntıka­sında Yunan kuvvetleriyle çeşitli çarpışmalar yapmış­lar ve karakol baskınlarında bulunmuşlardır. Bu çarpış­maların en önemlisi Sart müsademesidir.

         Sart yönünde yer almış olan yedek subay Şakir Ünalan müfrezesi, sabahın erken saatlerinde düşmanın sü­vari, topçu, makineli tüfek ve piyade birliklerinden oluşan bir alay kuvveti tarafından taarruza maruz kalmış, iki saat devam eden çatışmadan sonra Salihli yönüne doğru geri çekilmiştir. Bu çekilme hareketi Alcı köyüne kadar devam etmiştir. Alcı köyüne yerleşmiş olan Kuva-i Milliye Ku­mandanı Mustafa Bey (Şahyar),yedek subaylar kumanda­sındaki kuvvetleriyle müfrezeyi takviye etmiş ve karşı taarruza geçmiştir. Bu taarruz çok çetin ve kanlı olmuş, Yunan kuvvetleri geri püskürtülmüştür.

         Milli kuvvetlerimizin Salihli’nin muhtelif cephele­rinde Yunan kuvvetlerine karşı yılmadan, kahramanca yaptıkları müsademelerde Evrenlili Şakir oğlu Fevzi, Ispartalı Mehmetoğlu Nuri, Kebapçı Azizoğlu (Borazan) Mustafa, Yeşilyurt köyünden (Deli) Mehmet, Mestanların Raşit, Balıkçıoğlu Mustafa, Fettah, Mevlüt adlarında­ki kahramanlarımız şehit olmuşlardır.

         Sart müsademesini Müteakip Milli Kuvvetler ku­mandanı Mustafa Bey (Şahyar) ve Turgutlulu Rıza Çetin bir miktar kuvvetle Postlu Mestan efenin bulunduğu Bozdağ mıntıkasına geçmişlerdir. Bu sırada önemli miktar­da kuvvet temin eden Çerkez Etem, Salihli cephesinin sağ cenah kumandanlığını Mustafa bey (Şahyar) ise sol cenah kumandanlığını almışlardır.

         Çerkez Etem kuvvetleriyle Poyrazlılar arasında an­laşmazlık yüzünden çıkan kavga neticesinde her iki kuv­vet Salihli içerisinde on iki saat süren çatışmaya girmiş­lerdir. Allahdiyen’den yüz yirmi kadar mevcutla Salihli’ye inen Bozdağlı Mürselli İsmail efe ile Yedeksubay Şakir Ünalan; Çerkez Etem, kardeşi Reşit bey ve Poyrazlı’nın ileri gelenleri ile yaptıkları görüşme sonunda uzlaşma sağlanmışsa da Mustafa beyle Etem beyin araları açılmış ve Etem bey Mustafa beyi bertaraf ederek Salihli cephesinin tamamının kumandasını ele geçirmiştir. Bunun üzerine Mustafa bey, milli kuvvetlerimizin bir kısmını yanına ala­rak teşkilatı kuvvetlendirmek için Alaşehir’e dönmüştür.

         Bu sırada Alaşehir’de bir asayişsizlik hüküm sür­mekteydi. Sayıları az olmakla birlikte bazı vatan hain­leri, halka karşı yıldırıcı teşebbüslerle bulunuyorlar, şehir içinde ve bağ aralarında evlere gece baskınları yapa­rak öldürüyor, çalıyor ve kaçıyorlardı. Salihli cephesini idaresi altına alan Çerkez Etem, Alaşehir’e kadar gelmiş, Alaşehir’de milli kuvvetler kumandanı Mustafa bey ile iki-üç saat kadar süren bir müsademeden sonra Alaşehir’i de kendi mıntıkasına katmıştır. Bu olay üzerine Mustafa bey, Alaşehir’i terk etmiştir. Alaşehir’i mıntıkası içine alan Etem Bey, Alaşehir’deki soyguncu şebekeyi ele geçirerek cezalandırmış ve asayişi sağlamıştır.

TEŞKİLATLANMA VE GELİŞMESİ

         Mustafa Kemal Samsun’a ayak basar basmaz siyasi teşkilatlanmaya başlayarak harekete geçmiştir. Anadolu’daki hareketleri İstanbul Hükümeti tarafından hoş karşı­lanmayan Mustafa Kemal, geriye çağrılmıştır. Bu arada milli kurtuluş hareketini başlatmış bulunan Mustafa Ke­mal, askerlik görevinden ayrılarak İstanbul hükümetinin çağrısını kabul etmedi. Anadolu’ya çıkar çıkmaz yayın­ladığı bildirilerle milli bilinci uyandırmaya çalışıp, siya­si teşkilatlanmayı başlatmayı amaçlamıştır.

         İşgal hareketlerinin bölgesel direniş örgütleri ve Ku­va-i Milliye grupları ile engellenmesine çalışılırken, hatta en azından oyalamaya çalışılırken, diğer taraftan da siya­si birliğin kurulmasına çaba sarf ediliyordu. Doğu Anadolu illeri için toplanan Erzurum kongresi önemli kararlar alır­ken, Batı Anadolu’da siyasi teşkilatlanmaya önem verile­rek Balıkesir ve Alaşehir kongrelerinin toplanmasına çalışılmıştır. Milli mücadele içinde önemli bir yer tutan bu kongreler, bölgesel hareketlerle birlikte Sivas kongresi ile birleştirilmiştir. Bir yandan cephe çatışmasının sürdürül­mesi, diğer yandan izlenecek olan siyaseti ve önemli ka­rarları görüşmek üzere toplanan kongrelerin istiklâl müca­delemizdeki yerleri ve önemleri çok büyüktür.

ALAŞEHİR KONGRESİ

         Cephelerde milli kuvvetlerimizin düşmanla mücade­lesi devam ederken, cephe gerisinde de milli mukavemet ve ikmal merkezlerinin kurulması için faaliyetler sürdürü­lüyordu. Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı düzenli bir cephe kurulması ve çeşitli mukavemet gruplarının faaliyet­lerinin birleştirilmesi amacıyla toplanan Balıkesir kongre­si büyük ölçüde amacına ulaşmıştır.

         Balıkesir kongresinin toplanmasında ve çalışmala­rında büyük rolü olan Hacim Muhittin Bey (Çarıklı) kong­rece Heyet-i Milliye Reisliği ‘ne getirildikten sonra milli faaliyetlerini aralıksız sürdürdü. Hacim Muhittin Bey Balı­kesir kongresi kararlarını, bu kongrede kurulan teşkilatı bütün Batı Anadolu’ya yaymak için daha geniş bir kong­re toplanmasına çalışmış ve çok kısa bir süre sonunda Alaşehir kongresinin toplanmasını sağlamıştır.

         16Ağustos 1919 günü Hacim Muhittin beyin baş­kanlığında başlayan, 25 Ağustos 1919 tarihinde sona eren Alaşehir kongresi, Bandırma’dan Denizli’ye kadar Yunan­lılarla ilişkisi bulunan bölgedeki Kuva-i Milliye birlikleri­nin mali ve idari yönden düzene kavuşturulması amacına yönelmiştir. 1. Balıkesir kongresi kararlarının uygu­landığı bölgeden çok daha geniş alanı içine alan bölgeyi ilgilendiren kararlar alınmıştır.

         16Ağustos 1919 sabahı Alaşehir’e gelen Hacim Muhittin Bey başkanlığında, öğleden sonra saat 15.00’de Alaşehir eşrafından Halil Hüseyinpaşazade Mustafa beyin evinin selamlığında açılan kongre, çalışmalarını 18 Ağus­tos 1919 tarihinden itibaren Mütevellizade Tevfik beyin selamlığı karşısındaki Fevziye mektebinde sürdürmüş ve 25 Ağustos 1919 tarihinde sona ermiştir.

         16-25 Ağustos 1919 tarihleri arasında yapılan kong­reye Alaşehir, Manisa, Balıkesir, Soma, Akhisar, Sındırgı, Kasaba (Turgutlu), Salihli, Kula, Eşme, Buldan, Gördes, Demirci, Uşak, Ödemiş, Birgi, Bozdağ, İnegöl (Sarıgöl), Aydın, Nazilli ve Denizli olmak üzere 21 yerdeki Redd-i ilhak heyetlerince seçilen delegeler katılmıştır.

Kongreye;

Alaşehir’den: Ahali namına Ömer Lütfi, Cevdet, Ahmet Nazmi; Kuva-i Milliye namına Mustafa, Galip, Akif ve Hacı Ali beyler;

Manisa’dan Bahri ve Ramazan Beyler;

Balıkesir’den: Hacim Muhittin, Abdül Gafur ve Kâ­mil beyler;

Soma’dan: Cephe namına Refet Bey;

Akhisar’dan: Cephe namına Müderriszade Süleyman efendi;

Sındırgı’dan: İzmirli Etem Bey;

Kasaba’dan (Turgutlu): Kocaimamoğlu Süleyman Sururi bey;

Salihli’den: Abdurrahman Zâhid Molla, Mehmet Lütfi efendiler;

Kula’dan: Tosunefendizade Raşid Efendi;

Eşme’den: Belediye Reisi Yunus ve Müftü Hacı Nazifullah efendiler;

Buldan’dan: Hattat-ı zade Mehmet efendi;

Gördes’ten: Müftü İsmail Hakkı efendi;

Demirci’den: Serdarzade Mustafa efendi;

Uşak’tan: Paşazade İbrahim Efendi (Tahtakılıç);

Ödemiş’ten: Molla Hüseyin efendi (Kayıkçıoğlu), Ali efendi (Alâiyeli) Mehmet ağa (Şakiroğlu), Müderris İbrahim efendi;

Birgi ‘den: Saraçoğlu Salih efendi, Saraçzade İsmail Hakkı efendi;

Bozdağ’dan: Postluoğlu Mestan efe;

İnegöl’den (Sarıgöl): Belediye Reisi Ethem efendi, Alamşahlı Mazlum bey;

Nazilli’den: Ali Enveri ve İlhami beyler;

Aydın ve Denizli’den: Tahir ve Şükrü beyler katıl­mışlardır.

         İlk günkü toplantı neticesinde Balıkesir üyesi Hacim Muhittin Bey 30 oyla kongre başkanlığına; Alaşehir üye­si Mustafa bey 28 oyla, Uşak üyesi İbrahim bey (Tahtakılıç) 27 oyla başkan vekilliklerine; Balıkesir üyesi Adülgafur bey 31 oyla, Alaşehir üyesi Ömer bey 24 oyla kongre katipliklerine seçilmişlerdir.

         İlke olarak Balıkesir kongresinde alınan kararların tümü ile benimsendiği Alaşehir Kongresi kararları, Balıke­sir ve çevresinden başka Alaşehir, Kula, Salihli, Demirci, Ödemiş, Eşme ve Uşak ilçeleri için de geçerli olmaktadır. Ancak, bu ilçelerde de Balıkesir ve ilçelerindeki gibi ka­rarları uygulayacak kuruluşlar olmadığı için, gerekli ör­gütlenmeyi sağlamak amacıyla bir Harekât-ı Milliye Ta­limatnamesi hazırlanmıştır.

Harekât-ı Milliye Talimatnamesine göre;

1-Merkezi Alaşehir olmak üzere Salihli, Kula, De­mirci, Eşme, Uşak, Ödemiş ilçeleri birer bölge sayılmış­tır.

2-Her ilçede “HAREKÂT-I MİLLİYE-REDD-İ İLHAK” adıyla birer kurul oluşturulacak ve bu kurul; Esas Kurul, Maliye Kurulu, Levazım Kurulu adlarıyla 3 şubeye ayrılacak ve her şubenin üyesi 4’den fazla olma­yacaktır.

3-Bölge merkezi olan Alaşehir’de, Alaşehir Esas. Kurulu ile ilçelerden gelecek birer üyeden oluşan Bölge Merkez Kurulu bulunacak ve içlerinden birini başkan se­çeceklerdir.

4-Bölge Merkez Kurulu; Milli kurtuluş hareketini yönetmek için gerekecek para miktarını ilçelere göre tes­pit etmek ve dağıtmak, cephe komutanı atamak ve değiş­tirmek, ilçe kurullarının karar ve faaliyetlerini denetle­mek, ilçelerden gönüllü askerlerin eksikliklerini tamamla­mak ve cephelere göndermek, bölgeyi ilgilendiren ve yö­netime ilişkin genel konular hakkında karar almak ve ilgi­li yerlere duyurmak görevlerini yürütecektir.

İlçe Esas Kurulları:

1-   Savaşçıları toplayarak bölge merkezine gönder­mek;

2-   Maliye ve Levazım kurullarını denetlemek;

3-  Çevrelerine ilişkin bütün işleri yürütmek;

Maliye Kurulları:

1-Milli kurtuluş hareketini sürdürmek için ilçelerin payına düşen paraların dağıtımını ve tahsilini sağlamak;

2-Savaş için harcanması zorunlu görülen parayı Le­vazım Kuruluna aktarmak;

3-Artan parayı bölge merkezindeki Maliye kurulu­na teslim etmek;

Levazım kurulları Esas kurulun uygun görmesiyle:

1-Mal, malzeme, teçhizat gibi bütün eşyaları satın almak;

2-Avans yoluyla Maliye kurulundan gerekli parayı almak, daha sonra harcamalara esas olan belgeyi vermek;

3-Bölge Levazım Kurulu, bu görevlerden başka cephedeki savaşçıların yedirilmeleri ve barındırılmaları için cepheye yakın yerlerde yeteri kadar Menzil Müfettiş­likleri bulundurmak; görevlerini yürütürler.

Alaşehir kongresi, bütün enerjileri 3 noktada topla­mış ve 3 görev alanı tespit etmiştir.

1 – Balıkesir ve Akhisar

2-  Alaşehir

3-  Aydın ve Nazilli

         İçinde bulunulan durum icabı zaten bu hareket kendili­ğinden ortaya çıkmıştır. Milli mücadelenin gelişmesi için yapılan bu gayretli çalışmalar bütün Anadolu tarafından olduğu gibi Mustafa Kemal tarafından takdirle karşılan­mış, Alaşehir kongresine gönderdiği bir mesajla takdir­lerini belirtmişlerdir.

ERZURUM

24 Ağustos 335

Ali Fuat Paşa vasıtasıyla Alaşehir Kongresi Riyasetine

         Alaşehir’deki içtima bütün vilâyet-ı şarkiye halkı üzerinde pek samimi bir tesir uyandırmaktadır. Esasen İzmir için kalbi kan ağlayan bura halkı bu teşebbüse bü­tün ruh ve mevcudiyetiyle müzahirdir. Hissiyatımızın mezkûr heyete iblâğına tavassut-u âlilerini rica ederiz.

Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk

Heyet-i Temsiliyesi Namına

M. Kemal

Alaşehir kongresi vatanseverler için olumlu bir adım ola­rak telakki edilirken, bu durumdan rahatsız olanlar da vardır. Aşağıdaki belge bu durumun delilidir:

ALAŞEHİRDE TOPLANACAK KONGREYE ENGEL OLUNMASI İÇİN OSMANLI HÜKÜMETİ İÇİŞLERİ BAKANLIĞININ DENİZLİ MUTASARRIFLIĞINA GÖNDERDİĞİ EMİR:

Şifre No: 1

Denizli Mutasarrıflığına

         Havran Mutasarrıf-ı sâbıkı Hacim ve rüfekası imza­larıyla Şehr-i hâlin 10’unda bütün sancak kazalarının iş­tirakiyle Alaşehir’de in’ikad edecek umumi kongreye davet’i muntazammın telgraflar çekildiği haber veriliyor. Tedabir-i lâzime ittihaziyle bu içtima’ın men’i matluptur.

13 Ağustos 335

Nâzır Adil

         Birinci Balıkesir kongresinin devamı niteliğinde olan Alaşehir kongresinde Esas kurul, Maliye ve Leva­zım kurulları oluşturulması yoluyla daha ayrıntılı bir görev bölümüne gidilmiştir. Genel uygulamayı İlçe Esas kurulları yürütürken, Maliye kurulları para toplamak ve Levazım kurullarına vermek, Levazım kurulları da topla­nan paralarla ihtiyaçları karşılamak görevlerini yüklen­mişlerdir. Kongrede hazırlanan yönetmeliklerle milli kuvvetlerin kuruluş kadroları, komutanların seçimi kuvvetlerin ihtiyaçlarının karşılanması belli bir disiplin altı­na alınmıştır. Özellikle harcamaların yapılmasında yetki ve sorumluluk açısından konulan ilkeler ileri bir mali anlayışı yansıtmaktadır.

Hemen bütün Batı Anadolu’nun örgütlenmesini sağ­layan Alaşehir kongresinde alınan kararları özetleyecek olursak;

1- Yunanlılar vatanımızdan atılıncaya kadar savaş sürdürülecektir.

2-Milli savaş sürdüğü sürece Yunanlılarla hiç bir gö­rüşme yapılmayacaktır.

3-Milli ve genel seferberlik kabul edilmiştir. Bu ko­nuda çeşitli bölgelerde uygulanan kurallar sürdürülecek ve Harekât-ı Milliye Heyetleri gerekli görülen doğumluları silâhaltına alacaktır.

4-Her türlü fikir ayrılıkları ve politik çıkarların dı­şında kalınacaktır.

5-Eşkıyalık niteliğindeki çetecilik reddedilmiştir. Genel savaş cephesinin bir bölgesinden herhangi bir neden­le ayrılanların diğer bölgelere kabulü ve görevlendirilmesi, ancak mahalli komutan ya da heyetlerin iznine bağlıdır.

6-Milli harekâtta şehit olanların dul ve yetimleriy­le yaralananlara mükâfat verilecektir. Bunun ne kadar olacağı komutanlarla heyetlerin birlikte alacağı kararlar­la belirlenecektir.

7-Yunanlıların işgal bölgesindeki işledikleri cina­yetler, yaptıkları kötülüklerle ilgili düzenlenecek rapor İz­mir’deki araştırma kuruluna verilecektir.

8-Seferberlik ve diğer işlerin yürütülmesi için Ala­şehir, Denizli, Nazilli ve çevreleri ayrı “Çalışma Bölgesi” kabul edilmiştir. Bu bölgelerde birer “Heyeti Merkeziye” oluşturulması ve bunların üzerinde, hepsini temsil etmek üzere Alaşehir’de, genel nitelikte bir “Müdürler Konseyi” kurulmasına karar verilmiştir. İlçe merkezlerinde menzil hizmetlerini yürütmek üzere “Menzil Müfettişliği” kuru­lacaktır. Menzil müfettişlikleri, heyet-i merkeziyelerin ve umumi merkezin resmi mühürleri aynı tipte olacaktır.

9-Cephedekiler; cephe gerisinde, görevsizlerse silahla kesin olarak dolaşmayacaklardır.

10-Kongre kararları ve toplantının amacı Padişah ve İtilaf Devletlerine telgrafla bildirilecektir.

         Bu kararlar ve amaç 18 Ağustos 1919’da padişaha, sadrazama ve İtilaf Orduları Başkumandanı General Milne’e telgrafla iletilmiştir. Ayrıca kongre sonuçlandıktan sonra bütün delegelerin imzaladığı karar özetleri de yine telgrafla İngiltere, Fransa, Amerika ve İtalya siyasi temsil­cilerine gönderilmiştir.

         Alaşehir Kongresinin kapsadığı ana fikir, hiç bir üst idari makamın uyarı ve tepkisi olmaksızın, Batı Anadolu’da Afyonkarahisar, İnegöl hattındaki bölgeler, düşman yurttan atılıncaya kadar, kendisine has bir idare biçimi ile savaşın sürdürülmesi sorumluluğunu üstlenmesiydi. Ayrıca, Kurtuluş savaşımıza ilk bütçe kavramı da bu kong­re ile girmiştir

MERKEZİ OTORİTENİN KURULMASI (TBMM)

         Erzurum, Balıkesir, Alaşehir ve Sivas kongrelerinin yapıldığı ve İstanbul hükümetinden ayrı, onu tanımayan yeni bir Türk hükümeti idaresinin kurulmasına çalışıldığı günlerde, Salihli cephesindeki Milli kuvvetler Çerkez Etem’ in kumandasındaydı. Aydın cephesinde ise Demirci Meh­met Efe bulunmaktaydı.

         Müttefik Orduları Başkumandanı İngiliz Generali Milne, Osmanlı Harbiye Nezaretine gönderdiği tebliğde; Yunan kuvvetleriyle Milli kuvvetlerimizin yapmakta oldu­ğu çarpışmaların geçici olsa bile durdurulmasını istemiş ve daha sonra Yunan kuvvetleriyle Milli kuvvetlerimiz arasındaki sınırı tespit etmiştir. Bu sınır Salihli’nin Ahmet­li mıntıkasını içine almaktadır.

         Bu tarihlerde vatanın tamamındaki milli teşkilatla­rın bir araya gelerek Heyet-i Temsiliye’ye bağlanması dü­şünülmekte ve bu yolda çaba sarf edilmekteydi. Bunu sağ­mak için Heyet-i Temsiliye adına, Mustafa Kemal tarafın­dan Fuat paşa ile Afyonkarahisar’da bulunan 23. Fırka Kumandanı Ömer Lütfü beye birer yazı gönderilmiştir. Refet paşa da Aydın cephesi Kuva-i Milliye kumandan­lığı ile görevlendirilmiştir.

         1919’un Kasım ayı içinde Alaşehir’e gelen Ömer Lütfü Bey, bir müddet sonra; 23. Fırkanın bir tümenini Aşir beyin (Emekli general ve eski Gaziantep milletvekili Aşir Atlı) kumandasında, Milli kuvvetleri takviye etmek üzere Alaşehir’de bırakarak Alaşehir’den ayrılmıştır. Bu sırada durmadan takviye edilen Yunan kuvvetleri genel bir taarruz için hazırlanmaktaydı. Nihayet 7 Mart 1920′ de Ödemiş ve Turgutlu mevkilerinden yapılan taarruz üzerine, Milli kuvvetlerimiz üç dört gün süren mukavemet­ten sonra Salihli’nin doğusuna çekilmişler, Yunan kuvv­etleri de Salihli’nin 6 km. kadar batısında bulunan Ah­metli mevkiinde kalmışlardır. Bu çekilme sırasında Ala­şehir’den gönderilen takviye ile Yeşilkavak’ın Kordon mevkiinde cephenin yeniden kurulması başarılmıştır.

         Mustafa Kemal işgal kuvvetlerine karşı, çeşitli cep­helerde yılmadan, büyük bir feragatle mücadele veren, Milli kuvvetlerin bir merkezden idaresini sağlamak için çalışmaktaydı. İstanbul resmen itilaf devletleri tarafından işgal edilmiş, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı iş göremez hale gelmiş, vatanseverler tevkif edilerek sürgüne gönderilmiş­tir. Artık iş göremeyeceğini anlayan mebusların bir kısmı­nın İstanbul’dan Ankara’ya kaçmaları üzerine 16 Mart 1920’de son Osmanlı Meclis-i Mebusanı dağılmıştır. İşte bu tarihten birkaç gün sonra Mustafa Kemal, bütün vilâ­yetlere ve kolordu kumandanlıklarına gönderdiği tebliğle, olağanüstü yetkilerle donatılmış bir meclisin Ankara’da açılmasını ve seçilecek mebusların Ankara’da toplanma­sını, İstanbul’dan gelen mebusların da isterlerse bu top­lantıya katılabileceklerini bildirmiştir. Bunun üzerine yur­dun her yerinde seçim yapılmış ve her seçim bölgesinden seçilen temsilciler Ankara’da toplanmıştır.

         Bütün benlikleriyle Milli mücadeleye katılan Alaşehirliler de yeni Türk devletinin temeli olan Büyük Mil­let Meclisine Ömer Ünlü ve Refik Şevket İnceoğlunu, Saruhan (Manisa) mebusu olarak seçip, göndermiştir.

         30 Nisan 1920’de Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nu kabul eden Büyük Millet Meclisi, Yeni Türk devletinin do­ğuşunu bütün dünyaya duyurmuştur. Bundan sonra de­vamlı inkılâplar yaratan, milletin refah, saadet ve hürriye­tine kavuşması için kararlar alan Büyük Millet Meclisi­nin başarıları bütün dünyada takdirle karşılanmıştır.

         3 Mayıs 1920’de 11 Bakandan oluşan İcra Vekil­leri Heyeti seçilmiş, kabinenin teşekkülü ile yeni Türk devleti “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti” adını almıştır. Böylece muhtelif cephelerde bağımsız bir vazi­yette çalışan Milli birlikler, merkezi bir sevk ve idare ma­kamı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ne bağlanmışlardır. Böylece bütün vatan sathında merkezi otorite sağlanmıştır.

ALAŞEHİR’İN YUNANLILAR TARAFINDAN İŞGALİ

         Yunan kuvvetleri sürekli takviye ve destek alırken, Türk kuvvetlerinin maddi kaynakları ve araç gereçleri sı­nırlı bir haldeydi. Anadolu’da çıkan ayaklanmalar da du­rumu oldukça güçleştirmekteydi. Salihli cephesinde en önemli kuvvet Çerkez Etem’in kuvvetleriydi.

         Yunanlıların 22 Haziran 1920’de tam takviyeli ola­rak giriştikleri taarruz karşısında Türk cepheleri tutuna­mamış, geri çekilmiştir. Bu arada Alaşehir’de bulunan 23. Fırka tümeni de Uşak-Afyon yönüne doğru çekil­mek zorunda kalmıştır. 24 Haziran 1920 günü Yunan kuvvetleri Alaşehir’e girmiştir. İşgal üzerine halkın büyük bir bölümü göç etmiştir. 24 Haziran 1920’den 5 Eylül 1922 ye kadar 26 ay 11 gün Yunan işgali altında kalan şehirde Yunanlılar çeşitli zulüm ve işkencelerde bulun­muşlardır.

         24 Haziran 1920 günü iki koldan Alaşehir’e giren Yunan kuvvetleri önce belediye binasını, sonra Yıldırım Bayezıd Camii yanında bulunan Hasağasızade Ömer ağa­nın evini kendilerine karargâh yapmışlardır. İşgallerinin son zamanlarında bir muhtariyet idaresini kurmağa çalış­mışlar ve bu idarenin Türk halkı tarafından da istendiği­ni göstermek için miting yapılması ve bildiri imzalanması teşebbüslerinde bulunmuşlardır. Önce bunu başarama­mışlar bilahere belediye reisi Ahmet Hilmi Musal’ı göre­vinden almış, yerine getirdikleri belediye reisine bu yol­daki isteklerini yaptırtmışlardır.

         Alaşehir’deki yerli Rum halkı da Yunanlıların te­cavüzlerine iştirak etmişler, Türklere karşı türlü hakaret ve eziyetlerde bulunmuşlardır. O günleri yaşayıp da bu­gün hayatta bulunanlar, o günlerdeki fecaati gözleri yaşa­rarak hatırlar ve anlatırlar.

İŞGALİN SONA ERMESİ VE ALAŞEHİR’İN KURTULUŞU

         İnönü zaferlerinin kazanılması düşmanın maneviya­tını kırmıştı. Mustafa Kemal’in komutasında yapılan Sa­karya savaşından sonra başlayan Büyük taarruz, zaferle sonuçlanınca; Ulu önderinden “ORDULAR, İLK HEDE­FİNİZ AKDENİZDİR. İLERİ…” komutunu alan kahra­man ordumuz, Uşak, Eşme ve Kula’yı almış, Ağıllılı bo­ğazını takiben Sarıgöl bucağını ele geçirmiş ve 5 Eylül 1922 Salı günü Alaşehir’e girerek, şanlı bayrağımızı dalgalandırmıştır. Böylece 26 ay 11 gün süren işgalden son­ra Alaşehir yeniden Türk ili olmanın gururunu yaşamıştır.

         3-4 Eylül 1922’den itibaren Alaşehir’i terk ede­rek kaçmaya başlayan yerli Rum halkı ve Yunan kuvvet­leri 3 Eylül günü Alaşehir’i ateşe vermişlerdir. Ova köyle­rinin birçoğu da tamamen yanmış, bu felaketten yalnız tepe eteklerindeki bir iki semt kurtulabilmiştir. Alaşehir Yunan ateşine düşmüştü. Yunanlıları yakıp-yıkma, vurup- öldürme çılgınlığı sarmıştı. Alaşehir yakılıp yıkılmış, bu­radaki yangını yerli Rumlardan tüccar Miamandapolis çı­karmış ve idare etmiştir. Pek çok kadın ve kıza tecavüz edilmiş, bekâret kanları yüzlerine sürülmüştür. Irzlarına tecavüz edilen kızların birçoğu çıldırmış, yangın külleriarasında şarkı söyleyip oynadıkları görülmüştür. Taşçı Mehmet ustanın karısının göğüsleri oyulmuş ve içine ba­rut konarak ateşlenmiştir. 300 kişilik bir kadın kafilesi Yunanlılarla beraber götürülmek istenirken kadınların karşı koymaları üzerine makineli tüfek bölüğü tarafından kurşunlanarak öldürülmüşlerdir. Yunanın kaçışı sıra­sında 4500 evden 4350’si tamamen yanmıştır. 11500 olan merkez nüfusu 400’ü 15 yaşından küçük olmak üzere 7500 kişi kalmıştır. Uzun tarihi boyunca çeşitli savaşlara sahne olan, zaman zaman depremlere maruz kalan, işgal­ler yaşayan Alaşehir, gördüğü bu büyük yangın felaketin­de birçok tarihi eseri ve vesikaları kaybetmiştir.

         5Eylül 1922 salı günü Türk ordularının Alaşehir’ e girmelerini takiben, Alaşehir’e gelen, yokluktan varlık yaratarak Türk milletinin sesini bir kez daha bütün dünya­ya duyuran ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk Sarıkız banyo ve otelinin bulunduğu yere karargâhını kurarak maiyeti ile birlikte, gökleri duman ve alevle kaplı olan Alaşehir’in hazin manzarasını büyük bir acı ile seyretmiş­tir. Kısa bir süre Alaşehir’de kaldıktan sonra İzmir’e doğ­ru ilerlemek üzere karargâhı ile birlikte hareket etmiştir.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE ALAŞEHİR

         24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan antlaşması ile Osmanlı devleti tarihten silinerek, yeni Türkiye Cumhuri­yeti kurulmuştu. Yeni Türk Devleti pek çok alanda giriş­tiği inkılâp hareketleri ile yepyeni bir ülke yaratmak ça­basındadır. Halkın refah ve saadeti, yurdun imar ve inşası, kültürel, iktisadi, ticari ve zirai kalkınma için önemli ka­rarlar alınmış, kısa bir zaman zarfında Türkiye çağdaş bir hale getirilmiştir.

         İlk iktisad kongresini İzmir’de toplayan Mustafa Kemal, İzmir’e gelişleri sırasında Alaşehir’i ziyaret ede­rek, halka hitabında şöyle demiştir (25-26 Ocak 1923 gecesi).

         “ARKADAŞLAR; BUNDAN BÖYLE PEK MÜ­HİM ZAFERLERE KAVUŞACAĞIZ. FAKAT BU ZAFER SÜNGÜ ZAFERİ DEĞİL, İKTİSAT, İLİM VE İR­FAN ZAFERİ OLACAKTIR. ORDUMUZUN ŞİMDİYE KADAR İSTİHSAL ETTİĞİ MUZAFFERİYETLER MEMLEKETİMİZİ HAKİKİ KURTULUŞA SEVK ET­MİŞ SAYILMAZ. BU ZAFER, ANCAK MÜSTAKBEL ZAFERİMİZ İÇİN KIYMETLİ BİR ZEMİN HAZIRLA­MIŞTIR. ASKERİ ZAFERLERİMİZLE MAĞRUR OLMIYALIM. YENİ İLİM VE İKTİSAT ZAFERLERİNE HAZIRLANALIM…”

         4Eylül 1922’de tamamen yanarak kül haline gelen Alaşehir, cumhuriyet döneminde yeniden imar ve inşa edilerek bugünkü durumuna getirilmiştir.